Sayfalar

12 Nisan 2011 Salı

Dürttüm-Dürttün-Dürtük


Sonsuz diye nitelendirebileceğimiz şeyler vardır. İşte sayılar, uzay vs... Bunlara neden sonsuz deriz peki? E çünkü biri çıkıpta uzayın sonu burasıdır ve buranın yerlileri çok cana yakındır diyemez. Tabi bu uzayın sonunun olmadığına bir kanıt değildir. İnsan ulaşamadığı için sonsuz der.- En başta sonsuzu tam olarak açıkladım ki birazdan yazıcaklarımı "Hadi be sende" tarzından okumayın.-

Bir de Facebook'ta bir "Dürtme" olayı vardır. Daha doğrusu "dürtüşme"dir bu olayın ismi. Çünkü tek başına yapılan bir eylem değildir. Eğer sen birini dürtmüşsen o da seni dürtecek. Kaide bu. Aslında ben bu dürtmeyi daha farklı kullanıyor ve asıl amacını (Facebook geliştiricilerin amacı olsa gerek) bilmiyordum. Benim yaptığım iş sevdiğim kızı ufaktan dürtmekti, tabi yanında da bir kaç arkadaşınıda dürterdim ki çakmasın olayı. Bu dürtüşmeler esnasında ben bir gerçeği kavradım. ASLINDA BU AMERİKANIN BİZE BİR OYUNU!!11bir!

Hayır bi düşünsene, başka bir ihtimal gelmiyor aklıma. Birinin birini dürtmesindeki sebep nedir? Haydi diyelimki orda tuşu gördün bastın. E be geliştirici kardeşim ne diye koyarsın onu oraya? Bana bir açıklamasını yap hele. Bu gençlerin sonsuzluk olayını başlatmasında en büyük rolü sen oynuyosun. Her genç dürtüldükten sonra "Sende Dürt" tuşuna basarken sana bildiğin sövüyor. Bir de gaza getirmesi yok mu? Facebook'un dedikoducu mahalle karılarından farkı kalmıyor artık. "O seni dürttü sende dürtmelisin. Haydi oğlum ilk o başlattı sıra sende bas şurayaaaaa" Ben tuşu gördükçe bu aklıma gelyor. Böyle birşeyin sonu olabilir mi? Buna sonsuz denmezde ne denir?

-Blogumda çok fazla soru sorduğumun farkındayım. Kendimi çok kaptırıyorum heralde. Neyse devam...-

Hayır birde "dürt" kelimeside çok kaba geliyor. Dürtmek benim bildiğim; tiki olan insanların karın boşluklarına ufaktan ittirmek parmağı. Sırf bu yüzden Türkçe-İngilizce ve İngilizce-Türkçe sözlüğe dürtmek ve poke yazdım. Kelimenin tam karşılığı çıktı. Ben Türklerin uydurduğu birşey sanıyordum oysaki. "Dürtüşmek" hele dürtüşmek. "Biz okanla dürtüşüyoruuououuuz" böyle bir cümle var Türkçe'de yav.

En baştan beri diyeceğim o ki; bu dürtme işlemini yapmayınız. Görmezden geliniz. Ben bir aptallık yaptım ve sevdiğim kızı dürttüm ve tabi bir kaç arkadaşınıda. O kızla çıktık ve ayrıldık. Ayrılana kadar dürtüştük. Hatta bir iki arkadaşıyla hala dürtüşüyoruz. Ben, bu dürtüşmenin sonunu görmemiş biri olarak diyorum ki; biri sizi dürtse de siz ona uymayın. Esen kalın efenim...


4 Nisan 2011 Pazartesi

Kırmızı Başlıksız Yazı

Bu gün yazmak hiç aklımda yoktu. Zaten bir haftadır okula gitmiyordum tam rahatlığa alışmışken bir hafta bitti ve okula gittim bu gün. Bu da yetmezmiş gibi matematik sınavı olduk. -Zaten hiç çalışamamıştım- Ha zannetmeyin ki bu bir haftalık okula gitmeyişimde yattım. Şehir dışına çıktım ve çıktığım gün köpeğimin kaybolduğunu öğrendim. Bir hafta boyunca dönemeyeceğim için bana resmen zehir oldu. Herkes gelir tekrar diyor, üzülme diyor... Ama can işte o da, sokaklarda ne yapar, nasıl eder? Biri kaçırıp ona kötü davrnırsa? Bu düşünceler aklımı yiyip bitiriyor...

O güne kadar köpeğimi hep kendi zevkim için besliyorum diye düşünürdüm. Bu durumada çok üzülürdüm. Ben kimim ki eğlence için bir canlıyı besliyorum diye. Kaybolduğunda anladım ki, ben onun için onu besliyorum. Onun için onu ve yaşadığı ortamı temizliyorum. Onun için onu seviyorum. Onun için yaşıyorum...

Anladım ki ben beslediğim benim eğlence kaynağım bir köpeği değil. Hayatımda sahip olabileceğim en iyi dostumu kaybettim. Hiç büyümeyecek bir bebeği, bir bakışından bile ne hissettiğini anladığım dostumu kaybettim. O kadar rahatına düşkündü ki toprakta yatmazdı, tozda yatmazdı, çimlik alanda severdi yatmayı. Şimdi sadece kulübesi, yemek ve su kabı ve bahçede oluşturduğu patika yollar kaldı.

Ha ben bunu şimdi size niye anlatıyorum? Aslında başlarken yazıya bunları yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ne yazıcağımı bile bilmiyordum. Neden mi yazdım? Arkadaşım işler bir DNS bulup verdi sırf bu yüzden. Şuraya gelip imleci yerleştirene kadar ne yazıcağım hakkında bir fikrim yoktu. Aslında şimdide bişey yazmadım. Sadece neden yazmak istemediğimi yazdım aslında. Ya da öyle birşey işte...

Komikli yazmayı isterdim. Ama bazen öyle bir oluyo ki köpeğimden başka hiçbirşeyi düşünemiyorum. Şimdi de öyle bir anıma geldi. Kusuruma bakmayın artık. Buraya kadar sıkılmadan okuyabildiyseniz size çok teşekkür ederim. Neyse benden bu kadar.

Unutmadan. Bu da köpeğimin resmi;

26 Mart 2011 Cumartesi

Gelecekteki Halim ile Hallerim

Konuya bodoslama girmeyi sevmem, "Selam ben geldim. Nasılsınız? Çok iyiyim lan..." gibisinden muhabbetlerde ne biliyim... Yapmacık geliyo bana. Hani bir sahnede show yapıcak olsam -Olmaz ya oldu diyelim- lafa merhaba diye başlamam. Selamlaşma faslı bu tür şeylerde yapmacık oluyor...

Bu yüzden de bodoslama girmek mecburiyetindeyim kusuruma bakmayın artık. Şu resime gelicek olursam Gugıl'da zaman falan yazınca bu çıkıyo en adam akıllı, fazla takılmayın yani resme. Bu hafta içinde bir reklam izledim. Çok garibime gitti. İnsanlar gelecekteki hallerinin yanına gidip "Nabiyon la? Ben senim olum öküzz" falan diyolardı. Güzel geyik yani. Bir zaman makinası olsa da bende gelecekteki halimin yanına gitesm -Her zaman geleceği görmek istemişimdir. Zaman makinası icad edilse geleceğe giderim. Hiç geçmişe merakım yoktur. Bunuda ayrı blog yazısında anlatırım- neler derim ne yaparım diye düşündüm. Bunlarıda burada paylaşıyım dedim işte benim gelecekteki halim ile hallerim...

  • Şimdi, tabiki teknoloji olağan üstü gelişmiş ve çakma Iphone'lar 150. Iphone'u satışa sunmuş olur. Bunları hesabıma katmıyacağım. Sadece ben ve ben (Yani gelcekteki ben)
  • Tabi yakışıklı mıyım diye bakarım bi. Yanımdaki kişilere, takıldığım kızlara, ortamıma... Hayatımdan memnun değilsem direk pıçağı saplarım karnıma öldürürm kendimi.
  • Mal varlığım da önemli. Bindiğim araba, yaşadığım ev, çalıştığım iş... Düşünsene inşaat'ta amele olduğumu. Kimsenin ekmek parasını çıkardığı işi eleştirmek gibi olmasın ama, hiç bir genç gelecekte amele olucağını duyunca sevinmez, hak verin bana olum.
  • Sonra bide gelecekteki "ben"in karşına geçip inandırmak var. Aslında burda iki olasılık var. Birincisi "Hadi ordan lan çocuk mu kandırıyon" der, gelecekteki ben. Bir de diğer türlü düşüneceksek, gelecekteki bende küçüklüğünde bu güne geldiği için beni gördüğünde "Vayt seni bekliyodum bende, gel olum çok zevk alıcağın şeyler yapıcaz nerden biliyon deme bende senin yaşındayken geldim gelecekteki bene" der. Der biliyorum, çünkü benim abi yani ben böyle derim. Ama tam bir kısır döngü olur buda. Çok baş ağrıtıcı bişey...
  • Bana iğrenç espriler yapar, "Kaç yaşındasın sen bakıyım? Annen sana izin verdi mi bakıyım buraya gelmene?" Lan manyakkk senim lan ben. Bana izin vermediyse sanada izin vermedi yavşak göt herif seni...
  • Adamı deli eder bu ha! Yok yok hiç çekilmez...
  • Hangi üniversiteye gittiğimi, kaç kere sınava girdiğimi falan sormam. O zaman hiç eğlenceli olmaz lan. İyi bi üniversiteye gidiceksem hiç çalışmam, yada kötüyse çok acayip çalışırım. Geleceği değiştiririm valla.
  • Bana böyle tip tip davranırsa kendimi öldürmekle tehdit ederim. Adam olsun, onun şu anki yaşamı benim elimde haberi yok dürzünün.
  • Orta yolu bulduktan sonra -Sonuçta ben, can yani nasıl kıyarsın di mi?- çocukluğumuzdan falan bahsederiz. Aşklarımızdan, bize takan hocalardan.
  • Eğer adam olursa haftada bir gelirim falan halini hatrını sorarım.

Tabi bundan sonrası pek eğlenceli değil. Saatlerce muhabbet ederim ve eve geldiğimde, bilgisayarımı açar yaşadıklarımı bloguma yazarım... (Belkide şimdi gelecekten geldim yaşadıklarımı yazdım belli mi olur olum?)

Neyse benden bu kadar... Gelecekteki bana'da selamlar...

20 Mart 2011 Pazar

Bu gün seni çok andım Digiturk

Bu blog'u açtığımda amacım her gün yazmaktı. Açtığımda blogspot yasaklanmıştı ama yinede "DNS değiştirerek girerim olum nolucak sanki" diyordum. Ama hergünüm birbirini tutmuyo meşgul oluyorum yazamıyorum. Hafta sonu çok boş olduğum için oturup yazmazsam büyük kayıp olur diye düşünüyorum.

Dün yazamadım bari bu gün yazıyım dedim. Sabahtan bir girdim blog'a ne göriyim, dünki DNS'de mal olmuş... Kalktığımdan beri DNS arıyorum... En sonunda yardım istedim ve buldum yarar bişey. Aslında farklı bişey yazıcaktım ama çok sinirliyim şu an. Başka bişey düşünemiyorum bu Digiturk'ün yaptığını kimse kimseye yapmaz.

Bir fıkra vardır Digiturk, sonu "Hırsızın hiç mi suçu yok?" diye biten. Hatırladın mı? İşte aynı o iş değil mi?  Bu yayını yapanların hiç mi suçu yok? Senin yayınını beleşe veren ben miyim olum? Yada diğer bloggerlar mı? Niye onların işlediği suçun cezasını Türkiye'de binlerce kişinin girip, birşeyler paylaştığı, binlerce kişinin girip, birşeyler okuduğu bir siteden çıkarıyorsun? İlla ki kurunun yanında yaşta mı yanmalı? Bir kez olsun bu ülkede haklı bir cezalandırma yapılamaz mı?

Ne çok soru sordum lan? Ama bir konu bu kadar kökten çözümlenemez. Çözümlenmemeli. Bu işin gidişatı; ileride işlenicek bir internet suçundan dolayı internet erişimimizin kesilmesidir. Şimdi dersin "Yok olum oha abarttın sende az gerçekçi ol" diye. Asıl sen gerçekçi ol lan. Birincisi bana olum molum deme. İkincisi bu gün bir kaç yasadışı yayından dolayı bir site ve binlerce masum üyesi hiçe sayılarak yasaklanıyorsa, bu iş internet erişimimizin kesilmesine kadar gider. Demedi deme...

İnternet erişiminin kesilmesinede gerek yok zaten Digicim video izleyemiyoruz, müzik dinleyemiyoruz e bunları yakınacağımız, yazacağımız yerimizde yok. Sadece oyun siteleri kaldı, oralarda takılacaz mecburen. Bunların hepsinin suçlusu olarak seni gösteriyorum. Çünkü sende bizi işlemediğimiz bir suç için cezalandırdın. Ha dersin yine "Senin suçlaman benim sikimde değil" diye. Sana "Siktir git piç" diyorum sadece. Bir gün yüzü göstermedin insafsız...

16 Mart 2011 Çarşamba

Gündemin Zorladığı Konu #1

Merhabalar, bu gün düşünürken yeni bir yazı serisi başlatıyım dedim. Adınıda "Gündemin Zorladığı Konu" olarak koydum. Bundan sonra haftada bir bilemedin iki haftada bir oda olmadı ayda bir bu başlıkta yazıcam. Adından da belli olduğu sürece magazin bloguymuşcasına gündemi meşgul eden bir olayı ele alıcam. Bu önemli bir gün oalbilir, magazin olayı olabilir, veya bir ünlünün ishali oalbilir.

Bu hafta İbrahim Tatlıses var. Tabi "Olmasaydı bayılırdım lan yeteeeeeerr" diye çığlık atanları düşünmüyorum değil. Ama onca şey konuşuluyo hakkında bende az konuşuyum olum nolucak sanki.

Zaten İbrahim Tatlıses hakkında konuşacak son kişi benim. Ne yaptığı müziği dinlerim, ne çıktığı TV programlarını izlerim. Ama yinede vuruldu diyince, insan bi mal oluyo, üzülüyo, ağlıyo falan... Tabi çabuk toparlanıp bu iştende espriler çıkartabiliyor insan. Misal; "Haberlerde İbo vuruldu diyordu. 'Yine kime aşık oldu bu' dedim."- Evet aslında bu beim bir tweet'im ama sonuçta komik dimi?- Neyse konumuza dönücek olursak. Türk milleti İbo'nun vuruluşundan sonra bir şeyide öğrenmiş oldu bence. Kafasından vurulan her insan ölmez!

İbo bir vurulmayla aslında insanlara neler kattı di mi? Belkide onu hayatta tutan bize bu öğrettiği bilgilerin sevabıdır, olamaz mı? Örnekleri genişleticek olursak, hafta başından beri her derste İbo konusunu açıp dersi kaynattım. Şimdi bu öğrenciler bu adama duacı olmasında kime duacı olsun? Bu adam bu kadar hayırlı bir adam yani. Yaptığı iyilikler bu kadar fazla...

Tabiki bu yaptığı hayırların, iyiliklerin, bir insanın kılına bile zarar vermeyişinin mükafatı olarak allah ona cennetten bir bahçe ayırmıştır. Ama herşeyden önce bir insan (Tabi buradaki sıralamayı biz yapmıyoruz. İki kolu iki bacağı olana insan diyoruz) inşallah kısa zamanda aramıza döner. Allah acil şifalar versin...

13 Mart 2011 Pazar

Kreyyziii Hekır

Hekır'lık herkesin ilgisini çekmiştir, şimdi bana yalan söylemeyin biz bizeyiz şurada. Herkes hekır olmak sistemlere, ağlara sızmak ve ismini herkese duyurmak ister. Bankaların kart verilerine ulaşmak, siteleri çökertmek çok asi, kuralsız ve beleş yaşamak. Tamda ergenlere göre...

Çoğu ergen gibi bende merak salmıştım bu hekırlık konusuna, bilgisayarda ilk merak saldığım şeydi zaten. 7/24 forumları dolaşıp programlar bulmaya çalışırdım, bunlarıda arkadaşlarımla denerdim. Tabi çoğu işe yaramadığı için öyle kalırdı. Ama bazen işe yarayan programlarda olurdu. Misal bir mail bomber programı ile 6-7k mail atmıştım bir arkadaşıma. -Sonraki gün okulda ağzıma sıçmıştı- Ama buna değmişti.
Neyse ben pek başarılı bir hekır olamadığım için muhteşem yaratıcılığımla arkadaşlarıma şuraya saldırdım şunu yaptım gibi hava atıyordum. Hatta öyle inandırıcı atıyordum ki "Nasıl" diye sorduklarında bildiğin anlatıyodum. Herkes inanıyodu benden korkuyodu acayip havam olmuştu.

Msn şifresi çözemediğim ve kimseye keylogger atamadığım için msnleri deneme yanılma yönetmi ile patlatmaya çalışıyordum. Bir gün eski bir kız arkadaşımın msn adresinin şifresini tutturdum. Şifresini güvenlik bilgilerini değiştirdikten sonra, facebook'unun şifresini değiştirdim. -Muhahahahah yaşasın kötülük- Kız da benim hekır olduğumu bildiği için bana geldi anlattı böyle böyle bir durum var (Başka bi msnden anlatıyo tabi kendi msn'i bende) Bende kendimi övücem ya, tamam dedim bir bakıyım neler yapmış. Bir 10-15 dk sonra geldim "Yav nasıl bir hekırmış çok güvenli yapmış facebook şifreni girmeye çalışanın pc'si çöküyo sakın deneme, benim çökmez çünkü korumam var" falan yazıyorum, kız da saf inanıyo.

Sonra inandırıcı olsun diye msnimi kapatıp açıyorum sözde hekırın ağzından yazıyorum "hekledim bunun msnini" gibisinden. Tabi günün sonunda kahramanın ben olması gerekiyo. Kıza erkekliğimi göstericem diye çözdüm şifreyi dedim. O geri çözmeden üzerime alıyorum dedim. Kıza da unut o msn'i demiştim zaten. Güya üstüme alıcam onun face'i sonra onun yeni msn'e atıcam ve kahraman olucam...

Kendi msn'ime aldım facebook hesabını sonra bir kaç işlem yapıyom ayağı çekiyorum tabi kızada sonra ona verdim. Kahraman oldum, işte teşekkürler çığlıklar falan. Acayip götüm kalktı... Dedim bari kendi facebook'uma giriyim. Allah allah... GİRİLMİYOR! Kızın facebook hesabını kendi üzerime aldığım için benim hesap silinmiş. Ulan deliricem ne yapıcam ne edicem. Benim facebookta 200 kişi arkadaşım var ve herkese hava atıyodum... Şimdi sıfırdan başlamam lazımdı. Çok üzülmüştüm, belki kahraman olabilirdim, ama facebook hesabı silinmiş ve mağdurdum.

O günden sonra hekırlığı falan bıraktım, yeni bir hesap açtım, arkadaşlarımı kısa sürede ekledim. Soranlarada "Facebook hesabımı sildi yeaaa" dedim. Bu yaptıklarımı şu anda düşündükçe deli oluyorum tabi. Ama küçüktüm napıyım yeaa :(

İşin garip olan kısmını daha anlatmadım bile... Bu gün bir mail geldi bana o kızdan. Yıllar geçti ve hala unutmamış "kahramanlığımı". Bana msninin çalındığını söyledi ve ben "hekır" olduğum için benden geri almamı rica etti. E tabi şimdi msn'i ben çalmışken almak bebek işi. Sıkısya şimdi al di mi? Eskiden hiç yoksa bi arşivim ve onlarca işe yaramaz programlarım vardı. Şimdi onlarıda sildim. Kızada arşivim silindi o yüzden geri alamam kusura bakma dedim. Yazık inşallah o hekırın allah belasını verir.

Siz siz olun hekırlığa falan merak salmayın. Hem o forumlarda tükettiğim zamana hemde facebook hesabıma acıyorum. Neyse benden bu kadar...

11 Mart 2011 Cuma

Klavye Erkekliği



Klavye sadece üzerinde tuşlar bulunan, her bir tuşun bir harf'e tekabül ettiği bir alet değildir. Aynı zamanda Türk milletinde cesaretin sembolüdür...
Hani internette iddialaşmış iki genç "Asarım, keserim ulan evinden aldırıcam seni" triplerine diyebilirsiniz "klavye erkekliği" (Aslında bu en güzel örnektir. Ama çok kısa lan bunu yazsam gülerler bana) O yüzden bende gerçek hayattan çok güzel bir örnekle süslendireceğim...
Bizim sınıfta "Sarsuk" diye hitab ettiğimiz canımız ciğerimiz bir arkadaş vardır. Okula geldiği günden beri sarsuk tavırları yüzünden (Basketbol oynarken yerdeki top almaya çalışırken üstüne basıp düştü) biz ona aramızda sarsuk diyoruz. Zaten gerçek adınıda çoğumuz bilmiyoruz. Bu arkadaş normalde hiç konuşmayan bir soru sorduğumda da "işte" diye cevap veren bir elemandır. Geçenlerde facebook'da gördüm ve konuşmayı başlattım. Biraz da amacım dalga geçmekti. Zaten ben o çocuğun yanına giderim konuşurum, konuşurum o hiçbişey yapmaz izlerdi...
Arkadaş yok böyle birşey, bizim sarsuk açıldı, saçıldı, coştu, göğe yükseldi...Bişey soruyom "işte" demesini bekliyorum, bir bakıyorum arkadaş paragraf yazmış. Neyse dedim kendi kendime belkide çocuk kendiliğinden açılmıştır. Sonraki gün okula gittim içimdende bakalım şimdi ne yapıcak diye düşünüyorum. İşim gücüm yokmuş gibi sanki onun peşinde koşuyorum. Ama tabiki yine alışık olduğum cevaplar...
O gün benim için hayatımda bir gerçeği daha anlamamı sağladı "Bu hayatta klavye başındaki adamdan korkacaksın" korkacaksın arkadaş. Çünkü onun eline atomuda versen parçalar, en baba yiğitide versen harcar. Ha dersin ki ne kadar gerçek? İşte orada haklısın. Klavyenin verdiği cesaretle ne kadar gerçek bir insansın? Bu cesaret ona daha çok asosyalleşip bilgisayarın başına iticek. Örnekler çoğaltılabilir ama benim gördüğüm en belirgin örnek buydu. Ne diyim daha allah kolaylık versin. Bir mesaj vermem gerekiyor ise "Klavye kullanırken kemerlerinizi bağlayınız..."

8 Mart 2011 Salı

Kadınlar Gününden Notlar...

  • Aslında bu günün yarısını "Kadınlar Günü" olduğundan habersiz geçirdim.
  • Okulda sakalları olan bir kıza "Bu gün asıl senin günün bu günü sen hak ediyorsun." dedim. (Çok sert bi tekme attı dizime.)
  • Günün yarısını (Yani 8 Mart olduğunu öğrendiğimden beri olan kısımın yarısı) "Erkeklerin niye günü yok la?" tripleriyle geçirdim.
  • Diğer yarısınıda 'Erkekler Günü'nün olduğuna inanarak geçirdim. Hatta hangi gündü diye düşündüm.
  • Çeşitli erkek arkadaşlarımın kadınlar günü'nü kutladım.
  • Bu gün eve gelirken servisçi yine yolu şaşırdı ve beni yürümek zorunda bıraktı.
  • Eve yürürken kendi kendime yaptığım bir espriye sesli güldüm. (Evet utanç verici bir durum, herkes bana deliymişim gibi bakmıştı.)
  • Cidden "Erkekler Günü" varsa. Hangi gün lan?
  • Bence "Erkekler Günü" olmalı. Hemde 9 Mart. Evet kadınlara inat onlardan sonra kutlamalıyız. "Sizin gününüz bitti şimdi sıra bizde muhahahaha"
  • Hatta erkekler foklor grupları, konserler, hatta belkide bir kadın mankeni yakabiliriz.
  • Ankara kurtuluş parkında buluşup, meclise doğru yürümeye çalışabiliriz.
  • Sokakta halay çeker, kendimizi bir yerlere zincirleriz...
  • Evet bu günü hak ediyoruz bence.
  • Tüm sene çalışıyor, kadınları dövüyor, eziyet ediyoruz.
  • E haliyle yoruluyoruz canım...
  • Bence olmalı
  • Büyüyünce yapıcam lan
  • Evet bundan sonra kendimi bu güne adıyacam. 9 Mart Erkekler Günü... (Güzelde oldu hani...)
Bu günün beni en etkileyen olayı; kendi esprime gülmem olmuştu. Espriyide hatırlamıyorum. Ama komikte değildi, şimdi anlatsam bu mu lan dersiniz yani. Birden çıkınca komik olmuştu, eğlendim, osurarak güldüm...
Neyse benden bu kadar...

7 Mart 2011 Pazartesi

Mart, Kazma Küreği Yaktırdı...

Bu sabah her zamanki gibi annemin "Uyan artııkk" bağrışmalarıyla uyandım. Kahvaltımı bitirip odama tekrar gelene kadar karşıki dağların -ceeendeerrmee cendeerrmeeeee- karla kaplı olduğunu fark etmemiştim. Tabiki içimdeki birazcık umut, yeri seller götürdüğünü görene kadarda sürmedi değil tabi.
Tüm gün boyunca eve gelince "Azgın nehir eriyen karların verdiği coşkunlukla önüne ne gelirse silip süpürüyordu. Soğuk, coşkun, sert sular..." tarzından şeyler yazıcam ve çok seksi olucak şeklinde düşündüm. Hatta bir ara kitap çıkartmayı da düşündüm. Zaten bu blog'u açtım açalı (Yani 3 gündür) kendi kendime düşüncelerimde genellikle "Boşver be oğlum okulda neymiş? Bi tutulsun şu blog 2 seneye kralsın be oğlum" gibisinden konuşuyordum.
Burda sorulması gereken soru, "Dün bir bu gün iki ne çabuk götü kalktı arkadaş" olabilir. Diyecek bir şeyim bile yok. Haklısın, ağzımada tam on ikiden sıçtın yani... Gelebilecek böyle sorulara alışkın olmadığım için formspring'den de uzak durmaya çalıştım bu güne kadar.
Bu arada kendimle ilgili dikkatimi çeken bir husus daha söylemeden geçemiyecem ikidir blogumda başlıklar atasözü şeklinde. Hani benim dikkatimi çektide belkide sizinde çekmiştir diye. Hani çekmese bile böyle bişey var. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmek dileğiyle, benden bu kadar...


6 Mart 2011 Pazar

Bekarlık Sultanlıktır

Bugün bir arkadaşımla bu konu yüzünden birbirimize tutuştuk. İkimizinde evlenmişliği ve reşit olana kadarda evleneceği yok. Ama yinede dertsizlikten olsa gerek bunu dert edindik kendimize.
Şimdi ben kendi savunmamı yapıcam. Tabikide onun kendi fikrini savunmasına (en azından benim blogumda) izin vermiyecem. (Bu bölüm annelerimizin okuduktan sonra "cık cık" layacakları bölüm)

-Annemin yazımı kesip "Çıkar şu üstünü makinayı çalıştırıcam" demesiyle beraber üstümü değiştirdikten sonra devam ediyorum-

Ne diyorduk... Hah bekarlıktan bahsediyorduk. Şimdi bizim ülkemizde "bekar hayatı" diye benim çok özendiğim dağınık bir yaşam tarzı vardır. Karışan yok, bişey yok arkadaş. Rahatsın, evini bok götürsede umurunda değil. Çünkü sadece yatmak için giriyosun. (Şimdi diyen olur "Erkekler için öyle ama bayanlar?" Hemen cevaplıyım, oda bizim farkımız olsun be abicim)
Olaya bodoslama olarak bakıcak olursak eğer çoktan seçmeli bir hayat. Bir gün onunlasın bir gün bununla. Ama diyorsanki abi ben düzenli hayat isterim. Beni çekip çevirecek, çocuğumun anası, evinin kadını, sokakta hanım efendi, mutfakta aşçı, yatakta vehuuuuuuuuuu biri. Ona bişey diyemiyecem. Ben sokakta yürür mutfakte yemek yerim. Benim için önemli olan yataktır. Sadece yatak performansı içinde kimseyle evlenemem.

Yani diyeceğim o ki; Atalarımız düşünmüşler taşınmışlar ve günümüze kadar ulaşan çok süper bir laf etmişler. Varsa atalara ve sözlerine karşı saygısızlığın karşı çık bu lafıma. Bekarlık sultanlıktır!

5 Mart 2011 Cumartesi

Hootototo

Selamun aleyküm
Aslında girişimi daha süslü bir cümle, kelime veya kelime grupları ile süslemek isterdim. Gel gelelim ki bu çıktı. Yapacak bişey yok. Çağımızın gereksinimlerinden olan Facebook ve Twitter profilleri açtıktan sonra sıra blog'a gelmişti. İnanın bu "Yeni geldim, bende bloggerımmm lağğnnn" tarzında yazıdan sonra ne yazıcağımı bilmiyorum. Zaten insanlar neden blog açar ne yazarlar onuda bilmiyorum. Dediğim gibi facebook ve twitter'dan sonra blog açmasaydım toplum baskısına dayanamayıp intihar edicektim.

Hani olmaz ya, oldu diyelim bir allahın kulu okudu. Şimdi sorucaklar başlık neden "Hootototo" çok mantıklı bir açıklamam var. Bi çay koy da anlatıyım... Başlığa "İlk yazım" deseydim, bundan sonrakilere "ikinci yazım, üçüncü yazım, ...binbeşyüzüncü yazım" diyebilirdim. Aslında derdimde. -Hiç fena fikir değil lan-
Neyse lafı uzatmaya gerek yok. Zaten okuyacak adam da yok :) İzleyici çok olduğu zamanlarda anasının nikahına kadar yazarım. Öptüm bye